Bakır bileklikten deriye bakır geçer mi? Bakır bileklik ağrıyı azaltır mı?
Bakır bileklik kullanan insanların yıllardır anlattığı ortak bir deneyim var: “Taktığımda ağrım azalıyor.”
Özellikle artrit, eklem, el ve bilek ağrıları için bakır bileklik kullanımı çok eski. Buna karşılık modern tıpta sık duyduğumuz cevap oldukça kesin: “Bakır bileklik ağrıya fayda sağlamaz.”
Peki konu gerçekten bu kadar basit mi?

Asıl bakılması gereken soru şu: Bakır bileklikteki bakır deriye geçebiliyor mu? Eğer geçiyorsa derinin içinde kalabiliyor mu? Ve daha önemlisi, deriye ulaşan bakır iyonlarının ağrı ya da iltihap üzerinde bir etkisi var mı?
Bu soruların her biri için ayrı bilimsel çalışmalar var. Bunları yan yana koyduğumuzda bakır bileklik kullananlar için bir tablo ortaya çıkıyor. Evet, bakır bileklik ağrılarınızı gidermede etkili olabilir.
Bakır bileklikten gerçekten bakır iyonları ayrılıyor mu?
Evet. Bununla ilgili doğrudan bakır bileklik üzerine yapılmış bir çalışma var.
1976 yılında Walker ve Keats, artrit hastalarında bakır bileklik kullanımını araştırdı. Araştırmacılar bakır bileklik kullanan kişilerin ağrılarında azalma olduğunu aktardılar. Sadece bununla da yetinmediler. Kullanılan bakır bileklikleri tarttılar ve insan terinin metalik bakırı çözüp çözemediğine de baktılar.
Sonuç şaşırtıcıydı.
İnsan terinde başlangıçta yaklaşık 2 × 10⁻⁵ M düzeyinde bakır vardı. Aynı ter metalik bakırla 24 saat bekletildiğinde bakır miktarı yaklaşık 2 × 10⁻³ M seviyesine yükseldi.
Yani insan terindeki bakır miktarı yaklaşık 100 kat artmıştı.
Bunun anlamı oldukça basit.
Ter, bakır metaliyle temas ettiğinde bakırın bir kısmını çözebiliyor.
Bileğimizde de benzer bir ortam var. Bileklik cilde temas ediyor. Deri nemleniyor ve terliyor. Terin içinde tuzlar, aminoasitler ve başka maddeler bulunuyor. Bakır da bunlarla temas ediyor.
Dolayısıyla bilekliğin yüzeyindeki bakır sonsuza kadar olduğu yerde duran, vücutla hiçbir etkileşime girmeyen bir metal değil. Zamanla bakır tere geçiyor!
Gerçek bakır bileklik takıldıkça bakır kaybediyor
Aynı çalışmanın bir başka bölümü daha dikkat çekici.
Araştırmacılar bileklikleri kullanılmadan önce ve kullanıldıktan sonra tarttı.
Ayak bileklerinde kullanılan iki bakır bileklik 50 gün içinde yaklaşık 80 mg ağırlık kaybetti. Bilekte kullanılan başka bir bakır bileklik ise aynı sürede yaklaşık olarak 90 mg civarında kayıp gösterdi.
Burada hemen önemli bir ayrım yapalım.
Bileklikten 90 mg bakır eksilmesi, 90 mg bakırın vücuda girdiğini göstermez.
Bir kısmı derinin üzerinde kalabilir. Bir kısmı terle uzaklaşabilir. Bir kısmı kıyafete geçebilir veya sürtünmeyle kaybolabilir.
Fakat deney çok önemli bir şeyi gösteriyor:
Bakır bileklik kullanıldığında yüzeyinden bakır ayrılıyor.
İlk halka burada kuruluyor.
Bakır bileklik → ter ve ciltle temas → bakırın çözünmesi ve yüzeyden ayrılması.
Bakır bileklikten ayrılan bakır deriden geçebiliyor mu?
Bunun cevabına 2006 yılında yapılan bilimsel bir çalışmayı okuyarak ulaşabilirsiniz. Araştırma doğrudan insanlar üzerinde yapıldı.
Araştırmacılar sağlıklı insanların ön kol derisine metalik bakır uyguladı. Ardından 24, 48 ve 72 saate kadar beklediler. Sonra derinin dış tabakasını çok ince katmanlar halinde inceleyerek bakırın ne kadar derine ilerlediğine baktılar.
Sonuç şaşırtıcıydı!
Metalik bakır yalnızca derinin yüzeyinde kalmadı.
Bakırın deri içinde daha alt katmanlara doğru ilerlediği görüldü. Özellikle derinin hava alabildiği deneylerde, 72 saat sonunda bakır iyonları derinin derin katmanlarına kadar ilerlemişti!
Araştırmacıların açıklaması da bakır bileklik açısından çok önemliydi.
Bakır ciltle temas ettiğinde oksitleniyor. Ardından ter ve diğer deri salgılarındaki maddelerle birleşerek hareket edebilen bakır formları oluşuyor. Bunlar da derinin içine ilerliyor.
Yani evet bakır iyonları deriyi geçiyor ve 2006 yılında yapılan bu çalışma bunu delili.
Üstelik çalışmanın amacı da doğrudan bakır bileklik ve artrit tartışmasına ışık tutmaktı.
2022'deki çalışma da bakır bileklik kullanımı açısından önemli
Aradan yıllar geçti ve 2022'de başka bir araştırma yayımlandı.
Bu kez araştırmacılar bakır içeren metalik gözlük parçalarını kullandı. Kullanılan metalin yaklaşık %95,3 ile %98,7'si bakırdı.
Metal, yapay terle birlikte deri üzerinde 24 saat tutuldu.
Sonuçta bakırın deriye girdiği ve deriyi geçebildiği ölçüldü. Araştırmacılar toplam deri emilimini %8,86 olarak hesapladı.
Bakır içeren metal bir parça + ter + uzun süreli deri teması sonucunda bakır deriye girebiliyor.
Dolayısıyla artık “metalik bakır deriden kesinlikle geçmez” şeklinde çok kesin bir cümle kurmak zor.
Bakır bileklikten deriye ulaşan bakır ağrıyı azaltır mı?
Bakır bileklikten deriye bakır iyonu geçtiğini göstermek tek başına yeterli değil.
Eğer bakırın ağrıyla hiçbir biyolojik ilişkisi yoksa, deriye girmesinin bakır bileklik tartışması açısından fazla anlamı olmaz.
Fakat burada başka bir araştırma grubu karşımıza çıkıyor.
Bakır iyonlarının ve özellikle Cu²⁺ adı verilen bakır formunun ağrı üzerinde etkili olabileceğini gösteren hayvan deneyleri var.
Bunların en dikkat çekicilerinden biri 2013 yılında yayımlandı.
2013: Bakır iyonları ağrıyı azalttı
Bu çalışmanın önemli tarafı şu:
Araştırmacılar bakırı yalnızca başka bir ağrı kesici ilaca eklemiyor.
Doğrudan bakır tuzlarının ağrı üzerindeki etkisini test ettiler. Böylece bakır bileklikten ayrılan bakır iyonlarının da etkili olup olmadığı ortaya konulabilir.
Çalışmada farelere bakır klorür ve bakır sülfat verildi. Bu bakır tuzlarının ağrı üzerindeki etkisi incelendi.
Bakır verilen hayvanlarda %28 den %57’ye varan oranda ağrının azaldığı görüldü. Yani bakır iyonları farelerde oluşturulan ağrıyı azaltmıştı.
2018 yılında yapılan başka bir çalışmada araştırmacılar farelerde ağrı oluşturdu ve farklı miktarlarda bakır sülfat verdi.
Bakır dozu arttıkça hayvanların ağrısının azaldığı görüldü
Çalışma önemli bir soruya cevap veriyor:
“Bakır iyonlarının ağrı sistemi üzerinde etkisi olabilir mi?”
Hayvan deneylerinde evet, olabiliyor.
Bu araştırmalar neden bakır bileklik açısından önemli?
Çünkü artık elimizde iki ayrı bilgi var.
Bir tarafta metalik bakırdan ayrılan bakırın deriye girebildiğini gösteren çalışmalar var.
Diğer tarafta Cu²⁺ iyonlarının (yani bakır iyonlarının) canlı bir sistemde ağrıya verilen tepkiyi azaltabildiğini gösteren deney var.
Bu ikisini birleştirmek henüz “bakır bileklik ağrıyı keser” demek değildir.
Ama şu ihtimali bilimsel olarak masada tutar:
Bileklikten ayrılan ve deriye ulaşan bakır iyonlarının lokal olarak ağrı ile ilgili bazı süreçleri etkilemesi mümkün olabilir.
Bakır bileklik ve artrit açısından dikkat çekici iki çalışma
1983 yılında araştırmacılar artrit oluşturulmuş sıçanlarda bakır içeren bir bileşiği test etti.
Bakır salisilat verilen artritli hayvanların ağrılarının azaldığı görüldü.
Bakır bileklik açısından daha anlamlı olan deneylerden biri de 1980 yılında yapıldı.
Çünkü bu kez bakır bileşiği ağızdan veya enjeksiyonla verilmedi.
Cilde sürüldü.
Bakır salisilat içeren karışım artritli sıçanların derisine uygulandı. Araştırmacılar yerleşmiş poliartritte ve deneysel olarak oluşturulan şişlikte belirgin baskılanma gördüler.
Üstelik özel olarak işaretlenmiş bakır kullanıldığında bakırın deriden emildiği de gösterildi.
Bakır bileşiği doğrudan ağrı tepkisini azaltıyor olabilir.
Aynı zamanda iltihabı azalttığı için ağrının ikinci bir yoldan hafiflemesine yardımcı olabilir.
Artrit açısından bunun önemi açık.
Artritte yaşanan ağrının önemli bir bölümü eklemdeki iltihapla ilişkilidir. Dolayısıyla hem ağrıya hem iltihaba dokunan bir mekanizma özellikle ilgi çekicidir. Bu artrit Vakfı’nın bakır bileklik artritli hastaların ağrılarını azaltmaz şeklindeki görüşünün doğru olmayabileceğini gösterebilir.
Metalik bakırın kendisi de iltihap üzerinde denenmiş
Belki de bakır bileklik açısından en ilginç deneylerden biri 1981 yılına ait.
Araştırmacılar sıçanlara küçük metalik bakır parçaları yerleştirdi. Daha sonra ayakta deneysel iltihap ve şişlik oluşturuldu.
Bakır bulunan hayvanlarda iltihap azaltıcı (böylece ağrı giderici etki) etki görüldü.
Araştırmacılar etkinin metalden zaman içinde çözünen bakıra bağlı olabileceğini düşündüler.
Bu deney elbette bileğe takılan bir bileklik değildir. Metal vücudun içine yerleştirilmişti.
Ama önemli bir bağlantı kuruyor:
Metalik bakır → çözünmüş bakır → biyolojik etki
Bakır bileklik için ileri sürülen ihtimal de temelde buna benziyor. Fark, bakırın vücuda hangi hızda ve ne kadar ulaştığında.
2012 yılında Avrupa Farmakoloji Dergisi'nde yayımlanan başka bir çalışmada da bakır içeren fenoprofen (yani ağrı kesiciler) bileşikleri farelerin ağrı testlerinde fenoprofenin tek başına kullanımından daha güçlü sonuçlar verdi.
Bakır bileklikle ilgili bütün çalışmaları yorumluyoruz
Bakır bileklik için öne sürülebilecek bilimsel ihtimal aslında oldukça basit.
Bileklik saatlerce deriyle temas ediyor.
Ter, metal yüzeyinden bakırın çözünmesine yardımcı oluyor. Bunun gerçekten gerçekleştiğini 1976 çalışması gösterdi.
Metalik bakırın insan derisinin içine ilerleyebildiğini 2006 çalışması gösterdi.
Yüksek oranda bakır içeren metal bir parçadan çıkan bakırın deri içine girebildiğini ve deriyi geçebildiğini 2022 çalışması daha modern yöntemlerle tekrar gösterdi.
Bakırın bazı formlarının deri içinde birikebildiğini ve bir “depo” oluşturabildiğini insan derisiyle yapılan başka deneyler gösterdi.
Cu²⁺ iyonlarının canlılarda ağrı tepkisini azaltabildiğini 2013 ve 2018 çalışmaları gösterdi.
Bakır içeren maddelerin artritli hayvanlarda hem ağrıyı hem de iltihabı azaltabildiğini daha eski çalışmalar gösterdi.
Bu parçaları yan yana koyduğumuzda şöyle bir ihtimal ortaya çıkıyor:
Bakır bileklikten zaman içinde ayrılan bakır iyonları deriye girebilir. Bu bakırın bir bölümü deride tutulabilir. Bakır iyonlarının ağrı ve iltihap süreçlerini etkileyebildiğini gösteren deneyler bulunduğuna göre, bazı kullanıcılarda lokal olarak ağrıyı azaltıcı bir katkı oluşturması biyolojik açıdan ihtimal dışı değildir.
Buradaki önemli kelime “olabilir”.
Çünkü henüz kimse aynı çalışmada bütün zinciri göstermedi.
Yani bir kişiye saf bakır bileklik takıp, bileklikten çıkan bakırı ölçüp, derinin hangi katmanına ne kadar geçtiğini belirleyip, aynı kişinin ağrı değişimini ölçen ve “bakır miktarı arttıkça ağrı şu kadar azaldı” sonucuna ulaşan güçlü bir insan çalışması yapılmış değil.
Asıl eksik çalışma budur.
“Bakır bileklik işe yaramıyor” diyen çalışmalar ne olacak?
Bunları da yok saymak doğru olmaz.
2009 yılında osteoartriti bulunan 45 kişi üzerinde yapılan kontrollü bir araştırmada bakır bilekliğin ağrı, sertlik ve fiziksel işlev üzerinde belirgin bir özel faydası gösterilemedi.
2013 yılında romatoid artritli 70 kişi üzerinde yapılan daha büyük bir çalışmada da bakır bileklik beş hafta kullanıldı. Grup ortalamalarına bakıldığında ağrı veya hastalık aktivitesinde plasebodan anlamlı derecede daha iyi sonuç bulunmadı.
Bu çalışmalar önemlidir ve “bakır bilekliğin artrit ağrısını kesin olarak azalttığı kanıtlanmıştır” dememize izin vermez.
Ama başka bir noktayı da ayırmak gerekiyor.
Bu çalışmalar bileklikten ne kadar bakır ayrıldığını ölçmedi. Katılımcıların derisinde ne kadar bakır bulunduğunu ölçmedi. Deriden daha alt katmanlara geçen Cu miktarını ölçmedi. Bakır emilimi fazla olanlarla az olanları karşılaştırmadı. Yayınlanan makalede kullanılan bilekliğin bakır saflığı veya kişiye ulaşan bakır dozu üzerinden yapılmış bir analiz de yer almıyor.
Dolayısıyla bu çalışmaların sonucu şöyle okunmalı:
“Bu şartlarda kullanılan bakır bileklik, hasta grubunun ortalamasında plaseboya göre anlamlı bir klinik fayda göstermedi.”
Bundan daha ileri gidip “bakır bileklikten bakır geçmez” veya “deriye geçen bakırın biyolojik etki oluşturması mümkün değildir” sonucunu çıkarmak ise başka çalışmalarla çelişir.
Çünkü artık bakırın deriye geçebildiğini doğrudan gösteren deneyler var.
“Bakır bileklik taktım, ağrım azaldı” demek bilim için önemsiz mi?
Hayır. Ama kanıtın türünü doğru değerlendirmek gerekir.
Bir kişinin “bakır bileklik taktım ve ağrım azaldı” demesi o kişinin deneyimidir. Bunun sebebinin mutlaka bakır olduğunu göstermez.
Ağrı zaten zaman içinde değişebilir. Beklenti etkisi olabilir. Kullanılan ilaçlar veya aktivite düzeyi değişebilir.
Fakat çok sayıda insan yıllar boyunca aynı gözlemi bildiriyorsa bunu da “olamaz” diyerek kenara atmak yerine mekanizmayı araştırmak daha doğru olur.
Özellikle artık elimizde bu mekanizmanın bazı parçalarını destekleyen deneyler bulunuyor.
Bakır terde çözünüyor.
Metalik bakır deriye girebiliyor.
Bazı bakır formları deri içinde tutulabiliyor.
Cu²⁺ hayvanlarda ağrıyı azaltabiliyor.
Bakır içeren bileşikler artrit ve iltihap modellerinde ağrıyı azaltabiliyor.
Bunlar bakır bilekliğin ağrı kesici olduğunu kanıtlamıyor. Ama insanların anlattığı ağrı azalmasının biyolojik açıdan araştırılmaya değer olabileceğini gösteriyor.
Orijinal ve saf bakır bileklik deneyimi: CU29
Bilimsel verilerin de gösterdiği gibi, bakır bilekliğin cildinizle ve terinizle kurduğu etkileşimde kullanılan metalin saflığı büyük önem taşır. Yüksek kaliteli, saf bakırdan üretilen bileklik modellerimizi incelemek ve günlük yaşamınızda saf bakırın şıklığını deneyimlemek için CU29 koleksiyonlarını keşfedebilirsiniz.
Size en uygun modelleri incelemek ve güvenle sipariş vermek için hemen CU29 ürün kategorimizi ziyaret edin!
Yararlanılan kaynaklar
1. Walker WR, Keats DM. “An investigation of the therapeutic value of the ‘copper bracelet’ – dermal assimilation of copper in arthritic/rheumatoid conditions.” Agents and Actions, 1976.
2. Hostýnek JJ, Dreher F, Maibach HI. “Human stratum corneum penetration by copper: in vivo study after occlusive and semi-occlusive application of the metal as powder.” Food and Chemical Toxicology, 2006.
3. Magnano GC ve ark. “Assessment of dermal absorption of beryllium and copper contained in temple tips of eyeglasses.” Toxicology Letters, 2022.
4. Walker WR, Reeves RR. “Perfusion of intact skin by a saline solution of bis(glycinato)copper(II).” Bioinorganic Chemistry, 1977.
5. Hostýnek JJ ve ark. “Human skin penetration of a copper tripeptide in vitro as a function of skin layer.”
6. Hostýnek JJ ve ark. “Human skin retention and penetration of a copper tripeptide in vitro as function of skin layer towards anti-inflammatory therapy.”
7. Tamba BI, Leon MM, Petreus T. “Common trace elements alleviate pain in an experimental mouse model.” Journal of Neuroscience Research, 2013.
8. Cazanga V ve ark. “Antinociception Induced by Copper Salt Revisited: Interaction with Ketamine in Formalin-Induced Intraplantar and Orofacial Pain in Mice.” 2018.
9. Jacka T, Bernard CCA, Singer G. “Copper salicylate as an anti-inflammatory and analgesic agent in arthritic rats.” Life Sciences, 1983.
10.Walker WR, Beveridge SJ, Whitehouse MW. “Anti-inflammatory activity of a dermally applied copper salicylate preparation.” Agents Actions, 1980.
11.Dollwet HH, Schmidt SP, Seeman RE. “Anti-inflammatory properties of copper implants in the rat paw edema: a preliminary study.” Agents Actions, 1981.
12.Okuyama S ve ark. “Copper complexes of non-steroidal antiinflammatory agents: analgesic activity and possible opioid receptor activation.” Agents Actions, 1987.
13.Gumilar F ve ark. “Anti-nociceptive activity and toxicity evaluation of Cu(II)-fenoprofenate complexes in mice.” European Journal of Pharmacology, 2012.
14.Richmond SJ ve ark. “Therapeutic effects of magnetic and copper bracelets in osteoarthritis: a randomised placebo-controlled crossover trial.” 2009.
15.Richmond SJ ve ark. “Copper Bracelets and Magnetic Wrist Straps for Rheumatoid Arthritis: Analgesic and Anti-Inflammatory Effects.” PLOS ONE, 2013.